Koksidiyoz: Ahırın Endemik Bir Enfeksiyonu
Koksidiyoz, Eimeria spp. cinsine ait çeşitli parazitik protozoon türlerinin neden olduğu bağırsak enfeksiyonudur. En patojenik türler Eimeria crandallis ve Eimeria ovinoidalis’tir. Genellikle iki ila dört haftalık yavru hayvanlar enfeksiyona en duyarlı olanlardır (her yaşta görülebilmesine rağmen) ve enfektif form olan ookistlerle oral temasın kolay olduğu koşullarda barındırılırlar. Ookistler, dışkıyla kirlenen altlıkta, annelerin memelerinde, suluk ve yemliklerde bulunur.
Enfeksiyon, bağışıklığı düşük olan kuzularda ve yem değişiklikleri, sosyal davranış farklılıkları, olası nakil ve yeniden gruplaşma, diğer eşlik eden enfeksiyonlar (özellikle bağırsak veya solunum yolu enfeksiyonları) ile birlikte, çoğunlukla sütten kesilme döneminde daha şiddetlidir. Bu dönemde, kuzunun kanındaki kolostrum kaynaklı antikorların yoğunluğu düşer ve hayvan savunmasız kalır. Öte yandan, hayvanın bağışıklık sistemi henüz tam olgunlaşmamıştır, bu da koksidiyoz gelişimi için ideal bir zaman yaratır.
Belirtiler ve Sonuçlar
Başlıca belirtiler enfeksiyondan yaklaşık 3 hafta sonra, prepatent dönemde ortaya çıkar. Bunlar: ishal, buna bağlı susuzluk, iştah azalması, anemi, kilo kaybı, genel durumda bozulma ve halsizliktir. Bu belirtiler büyümeyi yavaşlatır ve en kötü etkilenen hayvanların %5-10’unda ölüme yol açar. Ayrıca Eimeria spp. enfeksiyonunun, etkilenen hayvanlarda bağışıklık baskılanmasına neden olduğu ve bunun da diğer hastalıklara (özellikle bu yaşta çevresel koşulları kötü olan barınaklarda sık görülen solunum yolu hastalıkları) yatkınlığı artırdığı bilinmektedir.
Bu durumların birleşimi kısa ve orta vadede ciddi ekonomik kayıplara (etkilenen bir kuzu hiçbir zaman olabileceği kadar verimli olamaz), yetiştiriciler ve veterinerlerde kaygı ve moral bozukluğuna yol açar.
Çevresel Faktörler ve Yeniden Enfeksiyon Riskleri
Enfeksiyonu atlatan hayvanlar türlere özgü bir bağışıklık geliştirirler, ancak asemptomatik taşıyıcı olarak çevreye ookist saçmaya devam ederler. Bu da ahırda sürekli bir enfeksiyon kaynağı anlamına gelir. Yetişkin koyunlar bile özellikle kuzulama döneminde ookist saçan asemptomatik taşıyıcılardır.
Enfeksiyon kaynağının devam etmesi ve ookistlerin çevredeki dayanıklılığı, altlığın seyrek değiştirilmesi durumunda enfekte hayvanların yeniden enfekte olmasına veya sonradan barınağa alınan hayvanlarda ilk enfeksiyon kaynağı olmasına yol açar. Bununla birlikte, ishalli kuzuların dışkısı çevredeki ookistlerin en büyük kaynağıdır ve dışkının gramında 100.000 ookiste kadar bulunabilir.
Bu nedenle koksidiyoz, “ahırın endemik enfeksiyonu”dur ve pratik olarak eradike edilmesi imkânsızdır. Bu nedenle onunla yaşamayı öğrenmeli ve olumsuz etkilerini en aza indirmeliyiz. Koksidiyoz öyküsü olan bir sürüde yeni salgınların ortaya çıkması beklenir. Bu yüzden yeni kuzulama döneminde, ortaya çıkışı, enfeksiyon baskısı ve klinik şiddeti geciktirmek için önleyici bir eylem protokolü oluşturabiliriz.
Koksidiyoz Kontrol Önlemleri: Sürümüzde Koksidiyoz Doğrulandığında Ne Yapabiliriz?
Sürümüzde koksidiyoz kontrolü 3 düzeyde etkili önlemlerin uygulanmasını içerir:
- Üreme yönetimi
- Barınakların temizliği ve dezenfeksiyonu
- Hayvanların teşhis ve tedavisi
Bu önlemler iki hedefe ulaşmayı amaçlamalıdır:
- Çevredeki ookist yükünü azaltmak
- En hassas hayvanların maruziyetini mümkün olduğunca sınırlamak
Üreme Yönetimi: Hayvan Yoğunluğunu Ayarlamak
İlk olarak, veterinerle birlikte üreme takvimi ve her kuzulamanın yapıldığı barınakların (suni emzirme odası, besi yeri, yedek kuzular için kuzulama bölmesi) düzenini gözden geçirmeliyiz.
Beklenen doğurganlık ve üreme oranını hesaplamak, aynı anda kaç koyunun kuzulayacağını belirlemeye yardımcı olur. Bu hesaplama, kuzulama bölmesinin, emzirme odasının veya besi yerinin aşırı kalabalık olmaması ve koksidiyoz enfeksiyonlarının önlenmesi açısından önemlidir.
Ayrıca, kuzulama süresini mümkün olduğunca kısaltmak (ideali 30 günden az) tavsiye edilir. Bu, daha homojen kuzu grupları oluşmasını sağlar ve diğer önlemlerin uygulanmasını kolaylaştırır.
Bu tür bir üreme kontrolü, çalışanların işlerini daha iyi planlamasına ve örneğin yaşam alanlarının bakımına daha fazla zaman ayırmasına olanak tanır.
Yapılan hesaplamalara göre; kuzu ile birlikte koyun için 1,5 m², kuzu başına 0,33 m², besi koyunu veya yedek dişi kuzu için 0,5 m² alan sağlanması, hastalığın yayılımını kontrol etmeye yardımcı olur. Ayrıca, solunum yolu hastalıklarıyla yakından ilişkili olduğundan, hayvan başına önerilen statik hacim değerlerine dikkat edilmelidir: sütten kesilmemiş kuzu için 1,75 m³, besi kuzusu veya yedek dişi kuzu için 4 m³, koyun ve kuzusu için 10 m³.
Bu koşullar, hayvanların çevresel refahını önemli ölçüde etkiler. Ayrıca gebeliğin son döneminde koyunların yaşayabileceği ısı stresini azaltır. Aksi halde düşük doğum ağırlığı, yeni doğanın yaşama şansını ve bağışıklık sisteminin gelişimini olumsuz etkileyebilir.
Temizlik ve Dezenfeksiyon: Ookist Yükünü Azaltmak
Ookistler aylarca canlı ve enfektif kalabilir, bu nedenle amaç; altlık, duvarlar, suluk ve yemlikler, hatta annelerin memelerinde birikmelerini önlemektir. Bu da enfeksiyon baskısını ve bulaşma riskini azaltır. Bu yüzden düzenli temizlik ve mümkünse dezenfeksiyon şarttır.
Her gün temiz altlık eklemek, ookistlerle kirlenmiş altlık ile hayvan arasında fiziksel bir bariyer oluşturur. Altlık nemini azaltmak da önemlidir, çünkü ookistlerin olağanüstü dayanıklılığı için nem temel faktördür.
Suluk ve yemliklerin yüksekliğini kontrol ederek dışkıyla bulaşmalarını önlemek gerekir.
Her kuzulama sonrasında gübre temizlenmeli ve dezenfekte edilmelidir. Temizlik aralarında biriken ookistleri büyük ölçüde ortadan kaldırmak için en çok önerilen dezenfektanlar peroksit veya dörtlü amonyum bazlı ürünlerdir.
Daha önce belirtildiği gibi, ishalli dışkı en büyük bulaşma kaynağıdır. Bu nedenle ishal görülen kuzular mümkünse ayrılmalı ve izole edilmelidir. Çiftçilerin çizmeleri bile bulaşmayı kolaylaştırabilir. Bu nedenle önce sağlıklı hayvanlarla ilgilenip, hasta hayvanlara en son bakmaları tavsiye edilir.
Süt veya et için yetiştirilen sürülerde, kuzular anneleriyle tutulduğunda (doğal sütten kesme), genellikle doğumdan sonraki birkaç gün içinde Eimeria spp. ile enfekte olurlar. Anneler görünmez taşıyıcıdır. Yönetim sebeplerinden dolayı kuzulama sırasında temizlik ve dezenfeksiyon yapılmaması, sütten kesilmeden 1-2 hafta sonra koksidiyoz belirtilerinin ortaya çıkma riskini neredeyse kaçınılmaz hale getirir. Bu da çoğunlukla kuzuların besi yerine alınmasıyla aynı zamana denk gelir ve sorunları artırır.
Suni emzirme sistemlerinin uygulandığı süt çiftliklerinde ise kuzular doğumdan hemen sonra kolostrum aldıktan sonra annelerinden ayrılır. Bu, annelerin altlığı ile temas etmedikleri için enfeksiyon riskini sınırlar. Bu durumda hayvanlar, her kuzulama dönemi öncesinde yapılan temizlik ve dezenfeksiyon sayesinde daha düşük koksidiyoz riski taşır. Ancak yine de son doğan kuzular, birikim etkisinden dolayı daha fazla risk altındadır. Izgara sistemlerinde ise bu risk çok daha düşüktür.
Görüldüğü üzere, barınaklarda ookistlerin varlığını tamamen ortadan kaldırmak imkânsızdır. Ancak onları mümkün olduğunca azaltmak, kuzuların küçük miktarda temas ederek belirti göstermeden bağışıklık geliştirmesine olanak tanır. Yine de düşük seviyede ookist saçılması devam eder ve sürüde eradikasyonu engeller.
İzleme, Teşhis ve Tedavi
Koksidiyozun şiddeti, etkilenen hayvanın bağışıklık durumuna bağlıdır. Bu nedenle doğal savunmayı artırmaya yönelik her önlem esastır: doğum öncesi dönemde annelere doğru aşılama, yeterli kolostrum alımı ve ilk haftalarda stresin en aza indirilmesi.
Doğru teşhis, herhangi bir tedaviden önce gereklidir. Ne yazık ki saha koşullarında koksidiyoz için doğrulayıcı dışkı testleri genellikle yapılmaz, çünkü belirtiler bu yaş grubundaki hayvanlarda çok tipiktir. Ancak ilk kez bu belirtileri gözlemliyorsak (2-4 haftalık kuzularda ishal, arka tarafın koyu ve kötü kokulu dışkıyla kirlenmesi, gelişme geriliği, genel durum bozukluğu vb.), ishal olan ve olmayan hayvanlardan doğrudan rektumdan dışkı örnekleri alıp laboratuvarda test yaptırmalıyız. Ayrıca diğer bakteriyel ishallerle eşzamanlı enfeksiyon ihtimalini göz ardı etmemeliyiz.
Aynı sürüden klinik belirti göstermeyen birkaç hayvandan (en fazla 10) alınan dışkı örnekleri birleştirilerek, ishal görülen hayvanlardan ise bireysel örnekler analiz edilebilir.
Tedavi ve Metafilaksi
Koksidiyoz teşhisi doğrulandıktan sonra en iyi tedavi şekli metafilaktik tedavidir: belirtili ya da belirtisiz, yaklaşık 10 günlük yaştan itibaren tüm hayvanların tedavi edilmesi. Amaç, parazitin biyolojik döngüsünü prepatent dönemde (enfeksiyondan 3 hafta sonra, yani ilk günlerde bulaşmış olabilir) durdurmaktır.
Diklazuril çok etkilidir çünkü koksidinin biyolojik döngüsünün farklı iç evrelerine etki eder. Tüm sürüye tek seferlik uygulanabilir (doğru üreme yönetimiyle, tüm hayvanlar 3-4 haftalık yaş aralığında olur). Diklazuril’in sıfır gün bekleme süresi vardır ve annesini emen kuzularda, yapay olarak beslenenlerde ve besiye alınmış kuzularda kullanılabilir. Bu tek doz, yönetimi kolaylaştırır, belirtileri azaltır ve dışkıyla ookist saçılımını yaklaşık 2 hafta boyunca azaltarak hem aynı barınağa yeni alınacak hayvanların enfekte olmasını hem de mevcut enfekte hayvanların yeniden enfekte olmasını sınırlar.
Yüksek enfeksiyon baskısı koşullarında, ilk dozdan yaklaşık 3 hafta sonra ikinci bir tedavi uygulanabilir. Bu ikinci tedavi, ilk tedaviden sonra yeniden gelişmiş olabilecek parazitik formların biyolojik döngüsünü kırar.
Dozaj ve Tedavi Uygulaması
Dozaj, her hayvanın canlı ağırlığına göre ayarlanmalıdır. Çünkü her 2,5 kg canlı ağırlık için doz değişir. 3-4 haftalık yaş farkı olan kuzular aynı bölmede bulunabileceği için ağırlık farklılıkları dikkate alınmalıdır.
Tedaviden 1-2 hafta sonra yapılacak yeni bir dışkı testi, tedavinin etkinliği veya direnç gelişimi hakkında bilgi verir.
İshal dışkı testinde başka patojenler bulunursa, bulgulara göre antibiyotik tedavisi uygulanmalıdır.
Sonuç olarak bu hastalık barınaklarda kalıcıdır. Bu nedenle gelecekteki hayvanlarda teşhis ve tedavinin düzenli yapılması gerekir. Ayrıca iyileşmiş kuzular ve yetişkin koyunlar asemptomatik taşıyıcı olabileceğinden, her kuzulama öncesinde dışkı testi yapmak çok faydalıdır. Böylece olası sorunları erkenden tespit etmek ve yukarıda belirtilen önleyici önlemleri uygulamak mümkün olur.
Kaynakça
- Bangoura, B. & Daugschies, A. (2020). Coccidiosis in catte. In Coccidiosis in Livestock, Poultry, Companion Animals, and Humans. Edited By J. P. Dubey. CRC Press.
- Bangoura, B., & Bardsley, K. D. (2020). Ruminant Coccidiosis. The Veterinary clinics of North America. Food animal practice, 36(1), 187–203.
- Bowman, D. D. (2022). Georgis’ Parasitology for Veterinarians Saunders, 11va edición. Elsevier.
- Jolley, W. R., & Bardsley, K. D. (2006). Ruminant coccidiosis. Veterinary Clinics: Food Animal Practice, 22(3), 613-621.
- Keeton, S. T. N., & Navarre, C. B. (2018). Coccidiosis in Large and Small Ruminants. The Veterinary clinics of North America. Food animal practice, 34(1), 201–208.
- Kennedy, M. J., & Church, T. L. (2001). Coccidiosis in cattle. Alberta Agriculture, Food and Rural Development.
- Reddy, B. S., Sivajothi, S., & Rayulu, V. C. (2015). Clinical coccidiosis in adult cattle. Journal of parasitic diseases, 39(3), 557-559.

